İngilizce mobilya adları

Bu dersimizde mobilya konusunda İngilizce kelimeler öğreneceğiz.



Mobilya konusunda İngilizce kelimeler

İngilizce kelime dağarcığımızı zenginleştirmeye devam ediyoruz, bu yüzden bu derste İngilizce mobilya hakkında konuşacağız. Bu kelimeler hem İngilizce öğrenmek isteyen yeni başlayanlar için hem de daha ileri seviyedeki öğrenciler için faydalı olacaktır, çünkü İngilizce mobilya adları konuşma dilinin ve hatta günlük İngilizcenin ayrılmaz bir parçasıdır.

İngilizce mobilya konusuna ek olarak, ev eşyaları konusuyla ilgili İngilizce kelimeler de bilmelisiniz. Sitemizdeki diğer makaleleri de kullanabilirsiniz. Ayrıca mutfak konusunda İngilizce kelimeler bilmekte fayda var. Bu derslerin her biri kelime dağarcığınızı artıracak ve İngilizce kelime dağarcığınızı zenginleştirecektir.

İngilizce mobilya, İngilizce öğrenmek isteyenler için mutlaka öğrenilmesi gereken konulardan biridir. Bu konu öğrenciler arasında çok popüler olduğu için İngilizce mobilya adları öğrenmek zor değildir, bu nedenle pratik ödevlerde yeni kelimeler uygulayarak odaları veya evleri hakkında makaleler yazmaktan ve konuşmalar yapmaktan mutluluk duyarlar.

İngilizce yeni kelimeler öğrenirken yüksek sesle söylemeyi unutmayın. Hem görsel hem de işitsel hafıza sonucunda öğrenilen ingilizce yeni kelimeleri hızlı bir şekilde ezberlemek mümkün olacaktır.

İngilizce mobilya adları

İngilizce mobilya

İngilizce mobilya konusuyla ilgili deyimler

En beklenmedik ifadeler, deyimsel kombinasyonlarda bulunabilir. İngilizce cümlenin anlamını bilmiyorsanız, çeviri garip ve hatta komik olabilir. Bizi çevreleyen hemen hemen her nesne veya konu İngilizce ifadenin ayrılmaz bir parçasıdır. Bugün, İngilizce mobilya isimlerinin kullanıldığı deyimsel kombinasyonları tanıyacağız, İngilizce mobilya isimlerini içeren deyim ve atasözlerini açıklama ve örneklerle inceleyeceğiz.

"To be part of the furniture." - Tercüme edildiği gibi: Mobilyanın bir parçası olmak, iç mekanın bir parçası olmak. Deyimsel bir kombinasyon olarak: Bir kişi aynı yerde uzun süre kalırsa veya aynı organizasyonda, ofiste çalışıyorsa, sanki bu yerin - iç mekanın bir parçası haline gelir. Çevresindeki insanlar bu tür insanlara alışır ve artık onları fark etmezler.
"Ahmet has been working in our company for many years. He has become part of the furniture here."
"Ahmet uzun yıllardır şirketimizde çalışmaktadır. Burada mobilyaların bir parçası oldu."

"Skeleton in the cupboard." - Tercüme edildiği gibi: Dolaptaki iskelet. Deyimsel bir kombinasyon olarak: yabancılardan gizlenen bir gizem veya gerçek. ( Amerikan İngilizcesinde "cupboard" yerine "closet" kullanılır. )
"He certainly has a skeleton in the cupboard and we must find out what he keeps secret."
"Dolapta kesinlikle bir iskeleti var ve ne sakladığını öğrenmeliyiz."

"Сupboard love." - Olduğu gibi çeviride: Büfenin aşkı, dolap aşkı. Bir deyimsel kombinasyon olarak: bencil aşk, hesapla aşk, birinin (özellikle çocukların) sevgisine karşılık bir şey almak isteyenlerin sevgisinin sahte olduğunu belirtmek için kullanılan bir deyim.
"Do you really believe that she loves him? She only wants to get his money. It’s just cupboard love."
"Onu gerçekten sevdiğine inanıyor musun? Sadece parasını almak istiyor. Bu sadece dolap aşkı. (sahte aşk). "

"To turn the tables." - Tercüme edildiği gibi: Masaları çevirmek. Sporda kullanılan bir terimdir - sahaları değiştirmek, sahanın bir bölümünü değiştirmek (oyunun 2-ci yarısında), yerleri değiştirmek vb. anlamlarda kullanılır. Deyimsel bir kombinasyon olarak: intikam almak, rolleri değiştirmek, düşmanla yer değiştirmek, aynı cevabı vermek. "Tables are turned." ifadesi bu fikirden alınmıştır, yani her şey değişti, durum 180 derece, tam eksine değişti
"Now when the tables are turned we can claim our ancestral lands."
"Artık işler döndüğünden atalarımızın topraklarına sahip çıkabiliriz."

"Under the table." - Tercüme edildiği gibi: Masanın altında. Deyimsel bir kombinasyon olarak: gizli, saklı, bilinmeyen, perde arkasında.
"The documents were signed under the table so nobody knew about them."
"Belgeler masanın altına imzalandı, böylece kimse onları bilmiyordu."

"To get round the table." - Tercüme edildiği gibi: Masanın etrafında bir daire oluşturmak. Deyimsel bir kombinasyon olarak: müzakere masasında oturmak, müzakereleri başlatmak.
"Azerbaijan is always ready to get round the table for the solution of the Karabakh problem."
"Azerbaycan, Karabağ sorununun çözümü için her zaman masaya oturmaya hazırdır."

"To be on the table." - Tercüme edildiği gibi: Masada olmak. Deyimsel bir kombinasyon olarak: Bu ifade, herhangi bir plan veya proje tartışılırken veya düşünülürken kullanılır.
"Your proposal is on the table. We will inform you about the decision of the committee."
"Teklifiniz masada. Komisyonun kararı hakkında sizi bilgilendireceğiz."

"Take the chair." - Tercüme edildiği gibi: Sandalyeyi almak. Deyimsel bir kombinasyon olarak: liderlik pozisyonuna geçmek, organizasyonun başkanı geçmek.
"After Mr. Bademci retired Mr. Aykurt took the chair and started reforming the department."
"Sayın Bademci emekli olduktan sonra Sayın Aykurt kürsüye geçti ve departmanın reformuna başladı."

"To keep somebody on the edge of their seat." - Tercüme edildiği gibi: Birini koltuğun kenarında tutmak. Bir deyimsel kombinasyon olarak: seyirciyi gergin bir durumda tutmak, heyecanlandırmak, yoğun beklenti içinde tutmak. ( Amerikan İngilizcesinde "seat" yerine "chair" kullanılır.)
"The movie was so gripping that it kept me on the edge of my seat until the last moment."
"Film o kadar heyecanlıydı ki beni son ana kadar koltuğumun kenarında tuttu."

"Armchair critic." - Çevrildiği gibi: Koltuk Eleştirmeni. Deyimsel bir kombinasyon olarak: Eleştiren ve tavsiyede bulunan, ancak durumu iyileştirmek için hiçbir şey yapmayan ve sorunları çözme konusunda pratik deneyimi olmayan bir kişi.
"This armchair critic is getting on my nerves. He doesn’t really know about the problem."
"Bu koltuk eleştirmeni sinirlerimi bozuyor. Sorunu gerçekten bilmiyor."

"Armchair traveller." - Tercüme edildiği gibi: Koltuk gezgini. Bir deyimsel kombinasyon gibi: bir sandalyede oturan, hiçbir yere seyahat etmeyen, başka ülkeleri sadece internet ve televizyondan tanıyan, ama sanki oraya defalarca gitmiş gibi farklı yerlerden bahseden biri.
"Burak is armchair traveller. He is keen on giving advice about holiday destinations but he actually doesn’t even have a foreign passport."
"Burak koltuk gezginidir. Tatil yerleri hakkında tavsiye vermeye hevesli ama aslında uluslararası bir pasaportu bile yok."

"To fall off one's chair." - Çeviride olduğu gibi: Bir sandalyeden düşmek. Deyimsel bir kombinasyon olarak: çok şaşırmak, şaşkınlıkla sandalyeden düşmek.
"The decision of court was so surprising that I nearly fell off my chair."
"Mahkeme kararı o kadar şaşırtıcıydı ki neredeyse sandalyemden düşüyordum."

"To lay on the shelf." - Tercüme edildiği gibi: Rafta kalmak. Bir deyimsel kombinasyon gibi: gereksiz bir şeyi bir kenara bırakmak ( mutlaka rafta olması gerekmez ), gereksiz şeylerden kurtulmak. Aynı zamanda bu deyimden töreme "To be on the shelf." deyiminde de vardır. İki durumda kullanılabilir. İlk durumda - gereksiz ve yararsız olduğu için belirli bir işten dışlanmak. İkinci durumda - bir kız olarak kalmak, evlenmemek ("Evde kalmak.")
"After his department was closed he was laid on the shelf."
"Bölümü kapatıldıktan sonra rafa kaldırıldı (işsiz kaldı)."
"Is she married? – No, she is still on the shelf although she is not young."
"O evlendimi? – Hayır, genç olmamasına rağmen hala rafta."

"Shelf life." - Tercüme edildiği gibi: Raf ömrü. Deyimsel bir kombinasyon olarak: Saklama süresi.
"Before buying dairy products you should check their shelf life."
"Süt ürünleri satın almadan önce saklama süresini kontrol etmelisiniz."

"Fall between two stools." - Tercümede olduğu gibi: İki tabure arasına düşmek. Deyimsel bir kombinasyon olarak: Bu deyim, iki farklı çekici seçenek arasında doğru ve zamanında karar verememeniz nedeniyle fırsatları kaçırdığınızda kullanılır.
"You should apply to one of these Universities or you’ll miss the deadline for applications and fall between two stools."
"Bu Üniversitelerden birine başvurmalısınız, yoksa son başvuru tarihini kaçırır ve iki tabure arasında kalırsınız."

"Stool pigeon." - Tercüme edildiği gibi: iskemle güvercini. Deyimsel bir kombinasyon olarak: hain.
"We must figure out who is a stool pigeon that informs the police about our plans."
"Polise planlarımızı bildiren bir iskemle güvercininin kim olduğunu bulmalıyız."

"Rob the cradle." - Olduğu gibi çeviride: Beşiği gasp etmek. Deyimsel bir kombinasyon olarak: Bu deyim, birisi kendisinden çok daha genç biriyle evlendiğinde veya bir aşk yaşadığında kullanılır. Böyle anlarda " filan oğlan onun oğlu yerindesözlerini kullanıyoruz.
"Her flirting with him is robbing the cradle."
"Onunla flört etmesi beşiği gasp etmek."

"Сouch potato." - Tercüme edildiği gibi: Divan patatesi. Deyimsel bir kombinasyon olarak: tembel, çok pasif bir yaşam tarzına öncülük eden ve zamanının çoğunu kanepede oturarak ya da uzanarak ve televizyon izleyerek geçiren bir kişi.
"My sister is a coach potato. Instead of going for a walk she lies on the coach and watches TV."
"Kız kardeşim bir kanepe patatesi (tenbel)". Yürüyüşe çıkmak yerine kanepede uzanıyor ve televizyon izliyor.

"Tidy desk, tidy mind." - Tercüme edildiği gibi: Temiz masa, temiz zihin. Deyimsel bir kombinasyon olarak: Bu kombinasyon, daha fazla iş üretkenliğinin nedeninin temiz bir çalışma alanı olduğunu söylemek için kullanılır. Dağınık bir iş yeri, kişinin konsantrasyonu üzerinde olumsuz bir etkiye sahiptir.
"Why don’t you clear up your desk? Tidy desk, tidy mind."
"Neden masanı temizlemiyorsun? Düzenli masa, düzenli zihin.

"To go to bed in one's boots." - Tercüme edildiği gibi: Çizmelerle uyumak. Deyimsel bir kombinasyon olarak: Aşırı sarhoş olmak.
"It was a party yesterday. Adnan drank the most and went to bed in his boots. "
"Dün bir partiydi. Adnan çok içti ve çizmeleriyle yattı.

İngilizce mobilya isimlerinin yazılışı ve okunuşu.

[ ˈfɜːnɪtʃə(r) ] Mobilya
[ ˈteɪbl ] Masa
[ tʃeə(r) ] Sandalye
[ desk ] Çalışma masası
[ bed ] Yatak
[ ˈsəʊ.fə ] Kanepe
[ ˈbʊk.keɪs ] Kitaplık
[ ˈwɔː.drəʊb ] Dolap
[ ˈɑːm.tʃeər ] Koltuk
[ stuːl ] İskemle
[ bʌŋk bed ] Ranza
[ ˈmɪrə(r) ] Ayna

Eğitimin ücretsiz ve herkes için erişilebilir olması gerektiğine inanıyoruz. Bu yüzden bir süre önce biz tamamen ücretsiz olarak gelişmeye devam etme kararı aldık. Ancak yeni eğitim kursları yaratmaya devam etmek için okuyucularımızın maddi desteğine ihtiyacımız var. İçerik hazırlanmasına, sitemizi geliştirmeye ve ilgili maliyetleri ödemek için yardıma ihtiyacımız vardır.
Yaptığımız eğitim kurslarını beğendiyseniz ve faydalı buluyorsanızsa, o zaman bizim hesaplara bağış yaparak bize destek ola bilirsiniz.